|
Konu: Ergenekon
Ümraniye
Soruşturması’nın başlamasından bu yana bu soruşturmayı ve konuyla ilgili
operasyonları ısrarla hafife alan, küçümseyen çevreler, şimdilerde ufaktan frene
basarak U dönüşü için kıvırtmaya başladılar. Muhtemelen bu kıvırtmanın ince
kılıfı olarak, soruşturmayla ilgili gizlilik ve yayın yasağını ve artık
iddianamenin hazırlanmış olmasını gerekçe gösterecekler. Her nedense Doğan
medyası, Cumhuriyet Gazetesi, diğer yandaş medya unsurları ve CHP, her nedense
şimdiye kadar sayısız konularda, hukuk, insan hakları, tarafsızlık gibi
mevzuları hiç hatırlamazken ve yargısız infazlara en fazla kendileri alkış
tutarlarken birden değiştiler.
Bu kesimler,
tarafsızlık, adalete saygı, yayın yasağı perdesi altında Türkiye’nin büyük
gerçeklerini saklamaya çalışıyorlar. Bazı Ergenekon bülbülleri hukuka ve
demokrasiye ne kadar da “bağlı” olduklarını anlatıyorlar. “Fasa fiso”,
“Ergenekon balonu”, “dağ fare doğuracak” yönlendirmeleriyle, “Ergenekon’u
sulandırma” projesi kapsamında hareket edenler, şimdi biraz düşünmeye
başladılar.
Dışarıdaki bazı
Ergenekon bülbülleri yakında dut yemiş bülbüle dönerlerse şaşırmamak lazım. Öte
yandan içerdeki bazı Ergenekon bülbüllerinin de yakında “satış” makamında
ötüşlerine şahit olursak ona da şaşırmayalım.
1996 Kasım’ında
Susurluk olayı patladığında karanlıkların aydınlanması gerekçesiyle “sürekli
aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri düzenleyenler, şimdi “Ergenekon’un
aydınlanmaması için sürekli karanlık” eylemi içindeler.
Peki 1996’da ve 28
Şubat döneminde Susurluk’un aydınlanmasını neden istediler? O zaman Abdullah
Çatlı ülkücü ve MHP’nin adamı olarak biliniyordu. Susurluk bahanesi ile Abdullah
Çatlı’nın cesedi üzerinden ülkücülere vurmak işlerine geliyordu. Bundan da
önemlisi, REFAHYOL koalisyonu zamanında meydana gelen bu olayı gerekçe
göstererek darbeciler tarafından düşürülmesi istenen Erbakan hükümetini
yıpratmak ve düşürmek en büyük hedefti. Aslında Susurluk olayının gerçek yüzünün
ne olduğunu sadece 28 Şubat darbesini planlayanlar biliyordu. Onların derdi ise
Susurluk’u aydınlatmak değil, o karanlık olay üzerinden yeni karanlık eylemler
yapmaktı. Öyle de yaptılar. Hedeflerine de ulaştılar. Ülkücüler ve mütedeyyin
kesim zan altında bırakılıp devletten ve iş aleminden dışlanırken, bu
alacakaranlık ortamında darbeciler, kukla hükümetler oluşturarak, bankaları
hortumlayıp, halkın, 57 milyar Doları geçen birikimlerini iç ettiler. Arkasından
da 2001 krizine düşürerek Türkiye’yi, ABD, Dünya Bankası ve İMF’nin kucağına
attılar. Şimdi ise korkularından halkın içine çıkacak cesareti bulamıyorlar.
Susurluk kazası
sonrası hiç kimse şunu sormadı. “Çeşitli ölümlü olaylara bulaşmış, radikal
Türkçü Abdullah Çatlı’yı, bir Kürt aşiret reisi DYP’li Sedat Bucak ve solcu
Alevi bir polis şefi olan Hüseyin Kocadağ ile aynı hedef için aynı Mercedes’in
içine bindiren güç neydi?” Bu soruyu sormadılar. Çünkü gelecek olan cevap, her
şeyi allak bullak edebilirdi. Yıllar sonra ortaya çıkan gelişmelerle anlıyoruz
ki; meğer Susurlukta kazaya uğrayanlarla iş tutanlar, o araca bunları
bindirenler, o aracın akıbetini hazırlayanlar, o kazadan siyasi hedefler
çıkaranlar ve yine o kaza üzerinden ülkücüleri ve mütedeyyin kesimi yıpratmaya
çalışanlar aynı yerlermiş.
Hadiseyi bundan
ibaret sayıp “Nasıl olsa Ergenekon da Susurluk gibi ülkücü işi” diye düşünerek
bir zamanlar “Ergenekon yapılanmalarının üzerine gidilmeli” diyenler şimdinin
Ergenekon bülbülleri oldular. Meğer ki baltayı taşa vurmuşlar. Meğer ki
Ergenekon’un içinde sadece Abdullah Çatlı’lar yokmuş. Kendi fikir babaları, ağa
babaları, patronları, dostları ve akredite adamları da varmış. Meğer ki bunların
hepsi “iyi çocuklar”mış.
Gündemdeki
Ergenekon’un, Türk tarihindeki destanı ifade eden adına ve yapılanmanın içinde
olduğu belirtilen ve kendileri için “ulusalcı” sıfatı kullanılan kişilere
bakarak savunmaya kalkışan ülkücüler var ise, bunlar büyük bir yanılgı
içindeler. Bu Ergenekon yapılanması her ne kadar içinde nereye hizmet ettiğini
bilmeden hatta devletine hizmet ettiğini zannederek yer alan ülkücüler de olsa
bile, şimdiye kadar en fazla Türk Milleti’ne, milliyetçilere ve mütedeyyin
kesimlere zarar vermiş ve vermeye de devam eden bir yapılanmadır. Ergenekon’un
“her nabza şerbet” hücre yapılanması içindekileri efsunlama propagandası, sadece
güdülemek içindir. Ergenekon’un yüksek amaçları, “Türkiye için” değil,
Türkiye’ye karşı”dır. Gerisi sadece takiyye ve aldatmacadan ibarettir.
Ortaya çıkan
gelişmelerden açıkça anlıyoruz ki Ergenekon yapılanması kendi karanlık
hedeflerine ulaşmak için Türkçüyü de Kürtçüyü de, Ateisti de İslamcıyı da
hırsızı da katili de askeri de sivili de işine geldiği ölçüde, işine geldiği
kadar kullanmıştır, kullanmaktadır. Kullandıktan sonra da bir kenara atmaktadır.
Yine öyle anlıyoruz
ki bazılarının öngörü diye millete yutturmaya çalıştığı söylemler de belli
planların parçalarıdır.
Şimdilerde darbe ve
kaos planları havalarda uçuşuyor. Meğer birileri 7 Temmuz’dan itibaren
uygulamaya başlamak için kaos planları hazırlamış. Kaos planını devreye sokup,
ülkeyi siyasi ve ekonomik krize düşürerek darbe yapmak peşindelermiş. Basına
yansıyan lahikalar ve planlar bunu söylüyor.
Şimdi bir hatırlatma
yapmak istiyorum. Üniversitelerdeki örtü yasağının sona ermesi için TBMM’de 411
milletvekilinin oyları ile geçen bir Anayasa değişikliği için Hürriyet Gazetesi
nasıl bir manşet atmıştı? “411 EL KAOSA KALKTI” demişti. Şimdi soru şu: Acaba bu
manşet “İstediğimiz kaos için aranan kan bulundu, haberiniz olsun” anlamına
gelir mi? Acaba Hürriyet’in bu manşeti, Ertuğrul Özkök akıldaneliği içinde
hükümete “Bakın bunu yapıyorsunuz ama bu düzenleme ülkeyi kaosa götürür”
anlamında iyi niyetli bir uyarı mıydı, yoksa “Bütün itirazlarımıza ve baskımıza
rağmen bu düzenlemeyi yaptınız. Biz de ülkeyi kaosa çeviririz” mesajı mıydı?
Sizce hangisiydi?
live@nacikatirci.com.tr
|